30 Aralık 2011 Cuma

hayat bir gemi..

şu hayatta; anladıklarımla, anlattıklarım ve anlatmak istediklerim birbirleriyle, üçüncü dünya savaşını yapmaktalar..biri diğerine öyle adice ve hunharca saldırıyor ki, nihayetinde ya aklımdaki karışıyor ya kalbimdeki kırılıyor ya da dilimdeki acıtıyor..

sahip olduğum bütün duygular birbirine karıştı, biri diğerine el sallıyor, saçını çekiyor, biri alay ediyor, biri ağlıyor, o ağlarken öteki gülüyor, kötü olan bi tane her şeyden nefret ediyor, iyilik meleği olan şu sıralar inzivaya çekilmiş bir halde..özlem, sevgi, nefret, acıma, merhamet, hoşgörü, kibir.. hepsi sıvılaştı duygularımın, gözyaşına karıştı ve en son aynı havuza döküldüler..hiçbirini ayıramıyorum..zaten kimyadan da anlamıyorum..

çok farklı bir noktadayım..önümü göremiyorum, geçmişi hatırlamak zor, belkiler rehberinde aklımı kurcalayan şeyler var, bi diğer yandan da bananeler çekiştiriyor yaka paça.. anlamak güç sözcükleri bazen..insanın kendi lisanındaki birşeyleri anlayamaması ne acı..

yeniden başlama gücünü bulduğum an yere çakıldığımı söylemiştim daha önce.. işte artık bu med-cezirden fena halde sıkıldım.. bir an önce kendim'e geldiğim o günleri görmek istiyorum..başlayıp başlayıp aynı noktaya dönmekten, çarptığım kapıları bir bir aralamaktan yoruldum..artık bu level'ı atlayıp, yeni bir boyutta devam etmek istiyorum oyuna.. daha zor olacak belki ama en azından daha güçlenmiş olacağım..

şimdilik belli bir rotam yok, her şeyi hayatın pamuk ellerine teslim etmiş durumdayım..sakin bir suda, büyük bir bilinmeze doğru, sessiz sakin ilerlemekteyim.. hiç kürek çekmeden, yorulmadan, bazen korkarak bazen umut ederek..bu amaçsız olduğum anlamına gelmez, şimdilik hepsi bir kenarda bekliyor..

şimdi, tam bu noktada, bütün şarkıların tekrardan bestelenmeye, bütün sözlerin yeniden söylenmeye, bütün masalların yeniden anlatılmaya ve bütün hikayelerin yeniden yazılmaya ihtiyacı var..işin trajikomik tarafı ise, bu kadar hayıflanmama rağmen, bu hikayelerin hepsini yazacak olan da benim!

yine bir çarşamba günü ve evdeyim.. uzun süredir, kapağını kaldırmadığım bilgisayarımın başında, belki de kendimi en mutlu hissettiğim yerdeyim..bu çarşamba günlerinin hayatıma ayrı bir katkısı var sanırım ya da ben çok nankörüm..

29 Aralık 2011 Perşembe

her şeyin anlamı


yazar olmak sanırım, sandığımdan daha meret bişeymiş..kaç gündür, klavyeye dokunasım bile gelmiyor, ilham adresini şaşırdı, harfler düzenli bir sıraya oturup da kelime olamıyorlar bir türlü..cümleler deseniz, hep anlamsız, ucu açık, öznesiz yüklemsiz, boşluğa ithaf edercesine, dizilenmiş bir grup sözcük öbeğinden ibaret..adam akıllı kim? sorusunu soramadığım gibi, ayşe'yi fatma'yı geçtim, şu , bu ya da o diye gizli özne yanıtı dahi alamıyorum..düşüncelerime çarşaf giydirdim, hepsini örtüyorum, aklıma gelen ağzımdan çıkamıyor, depresyonun dibine vurmadım ama yerim hep ceza sahasının içi! her an bi gol olabilir! hazırlıklı olmalıyım diyorum ama olmuyor işte..ben her gücümü toplayıp maça odaklandığımda ya maç dışı kalıyorum ya bi çalım atıyorlar! ben yine yerdeyim..

ve hep,
beklemediğim yerden soruyorlar inanır mısınız?

çok çalışkan bir öğrenci olduğum söylenemez hayat yolunda tabi ancak tembel de değilim, arada çalışıyorum ama hep bilmediğim yerden soruyorlar soruları? sonuç; kalıyorum işte.. öylece! aptal gibi kalakalıyorum.. oysa, suç bende değil,
beş puan fazla vermeyen hocalarda! bırak, diyorum.. boşver! yaşa bildiğin gibi.. planlama, odaklanma, düşünme..olur mu böyle? ipsiz sapsız kel ayvaz mıyım hayır? belki yatağımı toplamaktan acizim ama benim de sorumluluklarım var, hepsi suya düşmeye mahkum da olsalar, hayallerim var.. her şeyden ötede, bir belki var ki içimde onu ne ben, ne bi başkası anlayamıyor işte..


eksik..
birşeyler hep eksik geliyor.. her şey rayına oturmuyor sanki, herkes ait olduğu yerde değil.. ben, nereye ait olduğumu bilmiyorum.. hayatın bana verdiği bazı ipuçları var.. ama hangi kablo nereye bağlanır, acil durumda kırmızı mı mavi mi kesilir öğretmiyorlar okulda.. ya da kalp kırıklıklarını onaran, dost kazıklarını tedavi eden bir hastane mevcut değil dünyada..çocukken evren bana çok kirli gelirdi.. hep çizgi filmlerdeki gibi tertemiz ve renkli bir yerde yaşamayı hayal ederdim..karda yürüyelim ama kar kirlenmesin, görüntüsü bozulmasın isterdim.. şimdi büyüdüm, daha ne kadar büyürüm belli değil.. büyüdüm ve gördüm..karda yürüyünce, kar kirleniyor belki ama karda yürüyüp, izini belli etmeyenler de var hayatta..onları tanıdım..

en çok da, yalan söyledim.. çoğu zaman kendime, bazen arkadaşlarıma, ödev yapamadığımda öğretmenime.. herkes kadar, bazen herkesten çok, isteyerek yalan söylediğim de oldu, istesem bile doğruyu söyleyemediğim de..bunlar için pişman değilim.. yaramaz ve umursamaz bir çocuk olduğum masalına inananlar, benim görünenin arkasındaki siluetimi asla çözemediler, bi zaman arkamdan konuştular, anladım.. anlamadığımı sandıklarında bile bildim onları, hafızama kazıdım, affettim zaman zaman ama asla unutmadım..


içimdeki çocuk,
asla büyümeyecek..onu hep 8 yaşında bıraktım, gençliğim ise geri gelmeyecek onu da zamanın birinde bi kenara attım.. şimdi ikisinin de dışında ama asla yaşlı olmayan bir insanım..ikisine de sahip olamadığımdan, garip geçişlerim var boyutlar arasında.. hal böyle ama pek çoğundan daha iyi geçiyor zamanım.. yaptığım hatalar belki diğerlerinden az, belki değil ama en azından netlerimde ilerleme var ve her sınav sonrasında, puanlarım artıyor, şimdilik..


şans..
ahlaksız piç! o asla benimle olmadı..


pişmanlık, kapısını çalmadığım apartman komşum..aşık olduğu kadına onu sevdiğini söylediğinde, kadın çoktan son nefesini vermek üzereymiş,
şimdi elli yaşında ve her kapı çaldığında geç kalınmış bir itirafın ağırlığıyla, ayrı geçen 30 senenin özlemiyle açıyor kapıyı ve her açışında, ayrı bir yumruk saplanıyor boğazına..

umut, uzaklarda, kaybettiğim bir çocuk..kendisini aylar var ki görmüyorum, yaşadığı yere gidip soruşturdum.. yaşı 20'ye dayandıktan sonra pek görünmezmiş insanlara.. o nedenle çocuk kalmış ve hep çocuklarla oynamış..

özlem,
herkesin evindeki tuz.. kimi az ekiyor aşına, kimi çok.. ama bütün özlemler, belli bir miktardan sonra kör ediyor, şişmanlatıyor, insanın içini şişiriyor.. özlemsiz de yaşanmıyor ama o da var.. azı karar çoğu zarar diyor uzmanlar..

gelecek, henüz vizyone girmemiş yeşilçam filmi.. konusu az çok belli ama yine de nasıl biteceğini bilemiyorsun. aslında biliyorsun da, bazen hep "diğerini" hayal etmeyi istiyor insan.. hayal, kim diye başlamak istemiyorum, bitirememekten korktuğumdan.. o hepimizin sevgilisi..


her şeye anlamlar yüklediğim, anlamsız bir gün bugün..

kendi içime yolculuk yaptığım ve her duraklama noktasında aynı korkunç yargıyla karşılaştığım bi gün..

garip bi gün..



26 Aralık 2011 Pazartesi

2012'den istekler

insanoğlu'nun istekleri hiç bitmez..bilirsiniz, yaz olur kışı özledim deriz, kış gelir ayy çok üşüdüm, yaz gelsin de sere serpe dolanalım isteriz..ya da falanca dersinden geçsem yeter deriz, geçince de yaa keşke 3. soruyu da yapsaydım da 10 puan daha alsaydım diye söyleniriz..istekler, arzular, dilekler hiç bitmez..biri biter diğeri başlar..insanoğlu doyumsuzdur.. bu hepinizin bildiği bir "gerçek" hal böyleyken, arsız kul olduğumuzu ilan etmekte bir sakınca görmüyorum..

dünyada hep barış olsun, açlık bitsin, ekonomik krizler sona ersin, gayri safi milli hasıla artsın, kadına şiddet son bulsun, devletin işine yarayacak ne kadar asker subay aydın varsa, tutulup hapse tıkılmasın, anayasaya abuk subuk maddeler eklenmesin, darbeciler yargılansın, cezalarını çeksinler ya da terör bitsin gibi herkesin temennisi olan klişeleri geçiyorum..bunlar bütün ülkenin duası..daha özel durumlardan bahsetmekte fayda var!

hadi itiraf edin, hepiniz bunu istiyorsunuz..

çünkü herkes biraz bencildir..bu doğamızda olan bi gerçek..inkar etmek yerine itiraf edip, başetmek daha sağlıklı..

modaya dair isteklerde bulunmak istiyorum..öyle saçma sapan şeyler giyiyorlar ki, artık diyecek söz bulamıyorum.. diyeceksiniz ki, moda tasarımcısı mısın? hayır değilim ama rahatsız olduğum şeyleri söylemeye de hakkım var..

-koyu tenli kızlar kırmızı ruj sürmesinler..
-güzel kadınlar, saçlarını seda sayan sarısına boyayıp, onları plastik kıvamına getirmekten vazgeçsinler..
-kısa boylu kadınlar, uzun çizme giymesinler!
-çarpık bacaklılar, kısa eteklerden uzak dursunlar!

he bi de erkekler converse giymesinler, hele bileklilinin yanından geçmesinler..aslında şort, bol pantalon giymeyip jöle sürmesinler de diyecektim de biri de gelip sanane der diye tırsıyorum..

gelelim kendim için isteklere..

-her hazırlık öğrencisinin muzdarip olduğu derde sahip olduğumdan ve artık bu iş çok uzadığından fakülteye geçmek istiyorum..
-uzun süredir stabil seyreden bir hayatım var çok şükür, ancak artık bir ekşın olsun istiyorum.. eski komşularımız çok evlere şenliklerdi, arada kavga ederlerdi ya da bi takım ilginç/çoğu zaman hoş olaylar başıma gelirdi..artık arkadaş grubu olarak ciddi anlamda malzeme sıkıntısı çekmekteyiz..tek eğlencemiz, yoldan geçen tipleri inceleyip, bugün ne giysem benzeri yorumlarda bulunmak..(burda mal gibi koridorda oturarak, ne yaptığımızı da açıklamış oldum..gerçi ben gözlüklerimi takmadığım sürece bir hiçim yani bunun da altını çizeyim..)
-bi arkadaşım var, evlenicek 2 ay sonra..malesef, uzak bir ülkeye gidecek, bizi bırakacak evlenince..o yanımızda kalsın istiyorum..yani mutlu bir evlilik yapsın ama uzağa gitmesin
-hem az çalışıp, hem doğru dürüst para kazanabilceğim bir işi bulayım istiyorum..(tamam çok şey istiyorum)
-azcık zayıflasam da fena olmaz aslında..
-he bir de, saçlarım uzasın istiyorum..

-ayrıca bütün içten pazarlıklılar, Allah'ından bulsunlar..


bu kadar, çok da değil..

espirisi bir yana,
herkese, mutlu, huzurlu her şeyden önemlisi, sağlıklı bir yıl diliyorum..

amin:)


24 Aralık 2011 Cumartesi

herkes adam olacak!

dilime pelesenk olmuş bir laftır bu benim.. hani tabuya kelime diye koysalar beni, bu "adam ol" lafı yasaklı sözcükler arasında zirveye oynar o derece..nedense, Allah vergisi bir alemlerin adam edicisi sıfatım var..(burada kinaye yapıyorum) o günlerde de ona buna "adam olun lan!!" diye çemkirmekle meşgulüm.. alakasız bir şekilde, mütemadiyen çemkirmekteyim..buradan ne kadar çirkef biri olduğum sonucu çıkmasın.. hiç de çirkef değilim, tamam yalancıyım ara sıra çığırdan çıkabiliyorum, bilirsiniz herkesin olur.. neyse, günlerden bi gün yine "adam olun lan!!" diye çemkirdiğim anlardan birindeyiz..garip bir insanım, bu şekilde deşarj olduğumu söylesem inanır mısınız? inanmazsınız bence.. ya da normal olmadığımı düşünebilirsiniz..toparlamam lazım, işte yolda yürüyorum..(senin toparlamanı yiyim e mi!) yanımda da annem var.. dolmuş bekliyoruz..bir adam kornaya bastı..bizim için değil elbette ama gördüğüm kadarıyla basmasına gerek yoktu..böyle altında modifiyeli bir şahin, ışıkları yanıp sönüyor falan, kafasına limon sürüp saçlarını yan yatırmış bir tip.. gözünüzde canlandıracağınız üzre hafif kel ve göbekli de..kel ve göbekli diye ayrım yapmıyoruz tabiki.. bu sadece hikayedeki elemanı tanımlamak için gereken birkaç sıfattı..ben tabi bu harekete inanılmaz sinir oldum, böyle artistliklere hiç gelemem; adam ol laaan! diye bağırdım.. bi baktım araba pat diye durdu..tabi o zamana kadar kel ve göbek hakkında da bi malumatım yok..inince gördüm, keli göbeği falan filan..bu indi bir hışımla ama, ben içimden tamam artık bana olanlar oldu, adamı madamı gösterecek bana diye mırıldanıyorum, anneme sarıldım o derece tırstım, zavallı kadın olayın farkında değil..

buradan sonra benim ağzımla gözümün yer değiştirdiğini falan düşünüyorsunuz biliyorum ama çok şükür ki bunlar olmadı..ağzım zaten doğuştan hafifçe yamuk, bunu sadece ben farkediyorum gerçi.. gözlerim de gayet yerinde yani sıkıntı yok..gelelim adamın arabadan neden hışımla inip, tivortlu ismail benzeri sesler çıkartmasına..benzeri bile değil aynısıydı gerçi..

"öndeki araba"

öndeki arabaya binmekmiş.. bu kadar basit olması şöyle bir yüzünüzü ekşitti değil mi? ama o an bu olay bana baya bir şükür ettirdi..kornaya neden bastığını da böylece anlamış oldum.. dedim kızım bir daha öyle olur olmadık her yerde herkes adam olacak diye bağırırsan, senin kafanı kırarım!

sonuç itibariyle radikal bir karar alaraktan, artık her şeye ayar vermeye, milleti adam etmeye çalışmayacağım..artık inanıyorum ki, söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı..kelleyi kaptırıyordum ben de az kalsın.. hem bu bünye bir yere kadar yani.. herkesi adam etmek benim elimde değil ki..sonuçta onu da Allah onu da
öyle yaratmış..yazık yani o da bi insan..ben acıdım şu an bile.. çok da duygusalımdır..gidip burnumu sileceğim..yalandan kim ölmüş!

23 Aralık 2011 Cuma

bu insanları gördüğünüz an kaçın!

çok sinirliyim.. neye diye sorun? 30-45 dakika trafikte kalıp, eve gecikmeli olarak ulaşmana mı? başının bitmek bilmeyen ağrısına mı? yoksa yarım yamalak dinlediğin ama zerresini anlamadığın dersine mi? hiçbirisine..bütün bunların hiçbirisi beni, "kim" olduğunu bilmeyen insanlar kadar deli etmiyor..kim bu "kim" olduğunu bilmeyen insanlar? her yerde görebileceğiniz tipler..facebook'daki arkadaş listenize bakın, telefon rehberinizi karıştırın en olmadı pencereyi açıp her sabah selamlaştığınız adamlara bakın.. illa ki bulursunuz birkaç tanesini..bunlar ki, kim olduklarını, nereden geldiklerini bilmeden ona buna atıp tutarlar ayrıca önlerine konulan hiçbir şeyi de beğenmeme gibi bir meziyetleri vardır.. bunlar öyle kibirlidirler ki, alçakgönüllülük kaftanı altında size saydırırlar hiçbir şey de anlamazsınız..ve şüphesiz ki, yanıbaşınızdaki "beyinsiz" diye tabir ettiğiniz insanlardan daha acınacak durumdadırlar..

onlardan kaçın! gördüğünüz an yolunuzu değiştirin.. varsa eğer çevrenizde geldiği yeri unutan, sürekli mütevazi geçinen, entel olacağım ayağına öz değerlerini harcayan ve bunu maharet sayan, kendi dilini emperyalist ülkelerin dilleriyle katlettiği halde, o ülkelere karşı çıktığını söyleyen, imkanı olsa o ülkelerin konsolosluk kapılarından ayrılmayacak olan, lahmacunu çatal bıçakla yemeye çalışan, türkü dinlemekten iğrenen ama babası hep türkü dinliyor olan, sürekli birşeylerden şikayet ettiği halde, değiştirmek için elini birşeylere dokundurmayan, çözüm üretmeyen sadece muhalefet eden, kendinden olmayan herkesi ötekileştiren,aşağılayan ama yine altını çizerek söylüyorum "bunu alçakgönüllülük maskesi" altında yapan, fikri hür, vicdanı olmayan ki zaten olsa bile beş para etmeyecek olan, bireylerden kaçın! sokmayın hayatınıza.. okulda gördüğünüzde selam vermeyin ya da iş yerinde oturup iki sohbet etmeyin..işin özü şudur; aslını inkar eden, asılsızdır!

son olarak, bugün bir konferansa katıldım..devamsızlığım da çok ama dersi kırıp belki birşeyler öğrenirim diyerek oturup dinledim..kişisel gelişim üzerine..adam çok şey anlattı, bi kısmı aklımda, bi kısmı değil.. nihayetinde bana birşeyler kattı mı? kısmen.. ancak ne olursa olsun, düşünmemi sağladı.. düşündüm..aklımın aldığı kadar..kimine göre çok, kimine göre az..en azından denedim ve vardığım kanı şu; birşeyler için laf etmek çok kolay, olmamış demek, beğenmedim demek, deveye senin boynun eğri demek kolay! peki ya düzeltmek.. düzeltmeye çalışmak..bunu ümit etmek..? bu zor olan işte..demem o ki, maharet ikinci tarafta olan olmakta..hem, ne demişler? madem beğenmedin, o  vakit sen daha iyisini yap da görelim..he yapamayacaksan, o zaman adabınla sus, boş laf geveleme, komik oluyorsun!


22 Aralık 2011 Perşembe

fransız tarihi bunu da yazsın; kara leke diye!

aslında perşembe günü depresyonu ya da çocukluk travmaları 2 hiç olmadı bir partinin yıldızı olmanın 5 önemli kuralı gibisinden bir yazı yazabilirdim bugün.. ama inanın hiç isteğim yok..çünkü bugün, fransa tarihi'ne kocaman bir kara leke olarak geçecek bir olay yaşandı.. diyeceksiniz ki fransa'dan sana ne, gel görün ki işin iç yüzü pek de öyle değil işte.. pek çoğunuzun malumu..fransa tasarıyı onayladı..günler öncesinden biliniyordu aslında böyle bir kararın çıkacağı.. sarkozy'nin türk düşmanlığı, fransa'nın her daim türklere karşı tutumu, ermeni lobilerinin faliyetleri şu bu..belliydi yani kararın ne olacağı..yine de, bekliyorduk, bir umut bir ümit, belki içlerinde uyanacak bir doğru olanı yapma isteği? tamam, çok şey istedik milletçe.. sonuç malum; artık fransa'da "türkler ermenilere soykırım yapmadı" demek suç!

gelelim şu ermeni soykırımı meselesine..ermeniler bizim kardeşimizdi, komşumuzdu, mahalle bakkalımızdı, çarşıda terzimizdi, bizdendiler, bizim gibiydiler.. ta ki işin içine para ve milliyetçilik çarşafına bürünmüş faşizm girene kadar! sonra bize yani türkler'e o zamanki adıyla osmanlı'ya diş bilediler..hepsi değil belki çok az bir kısmı..bugün de medya'da bas bas bağırıp, türkler bize soykırım yaptı diyenler, çok az bir kısmı belki.. ama görüyoruz ki yankısı büyük! savaş oldu, ağır geçti, kayıpsa her iki taraftan da verilen.. benim annemin babaannesinin bütün ailesi ermeniler tarafından katledilmiş.. düşünün anneniz ve babanızla yemek yiyorsunuz yedi yaşındasınız, ağabeyiniz o sıra evde belki köyde yok.. bütün köy kılıçtan geçiriliyor ve tabi anne babanız da..sizse, minik olmanızın verdiği avantajla bir sandığın içine girerek kurtuluyorsunuz(!) en azından kurtulduğunuzu sanıyorsunuz..ardından göç, başka bir ailenin yanında geçen bir ömür ve yaşadığından bile bir haber olduğunuz  ağabeyinizle yeniden buluşuyorsunuz ama tam 70 yaşındayken..ee peki soralım şimdi.. kim kime kıyım yaptı.. kim komşusu dediği adama kılıç salladı.. eğer bir savaş yaşandıysave karşılıklı "ağır" kayıplar olduysa buna sebep olan kim? ilk taşı atan kim? bunu sormak lazım önce..

fransızlar ve ermeniler kardeş millet değil.. hatta tarihte bir ilişki içinde bile olmamışlar.. cihan harbi'ne kadar..ee bu adamlar babalarının hayrına mı destek veriyorlar bu kadar birbirlerine..olay şu; fransızlar ermeniler'in topraklarını ve mallarını sigortalıyorlar o zaman.. sonra savaş oluyor, ermeniler'in büyük bir kısmı göç ediyorlar haliyle..söylemek istediğim, fransızlar'ın amacı türkler'e soykırımı kabul ettirmek, çünkü eğer biz soykırım yalanını kabul edersek, ermeniler'in sigortalanan bütün topraklarınınve mallarının parasını ödemek zorunda kalacağız..ve barbarlığımız(!) da tabi artık bir resmiyet kazanacak..

bunları fransızca söyleyecek kadar fransızca bilmiyorum..ama kendi dilimle de birşeyleri anlatabileceğim kanısındayım..türkler ermeniler'e soykırım yapmadı! ortada bir savaş var, savaşın hazin sonuçları var.. bu her iki millet için de üzücü bir hadise..utanılması gereken birşey varsa ortada, koskoca bir dünyayı ve milyonlarca insanı bu yalana alet etmek, insanların dini ve milli duygularını sömürmektir.. hem ille de soykırımdan bahsetmek isteyenler, ermenistan'ın şu an azerbaycan'a yaptığına ve geçmişte fransa'nın cezayir'e yaptıklarına bakabilirler..gerçekten adalet arayanlar, israil'in filistin'e yaptığına, amerika'nın ırak'taki işgaline ses çıkarabilirler..birileri madam olmakla adam olmanın farkını anlayamamış anlaşılan!

21 Aralık 2011 Çarşamba

çarşamba günü mutsuzluğu

oldukça düşünceli bir gün.. bazı yiyecekler insanları mutlu eder, benimki bi paket bol sütlü fıstıklı leziz bir çikolatadır mesela..(canınız çekti değil mi?) heh, şimdi bi tanesi elimde, bir diğeri de masanın üzerinde, ikisi de bana bakıyor, ben onlara.. ama, ama mutlu olamıyorum işte.. yine beni çikolatanın bile mutlu edemediği bi noktadayım..

sabah uyanamadım.. zırr zırr bişeyler çalıyor.. rüyadayım..rüyada kapı zili çalıyor.. uyandım bi baktım kiii her zaman çalmayan telefon alarmım çalmaya başlamış?! sevindim, çünkü saat altıydı ve ben çalar saatimi 7'ye kuruyordum.. yani bir saat daha mis gibi bir uyku çekebilirdim..bir anlık mutlulukla birlikte kafamı yastığa gömdüm..tabi her mutluluk gibi bu da kısa sürdü..saat 7! aptal saat başımda zırrr zırrr etmekte..uzun bir süre okula gitsem mi, gitmesem mi diye düşündüm..hatta yataktan kalktım, yüzümü yıkadım! aman o da ne? gözüme sabun kaçtı..nasıl yanıyor nasıl yanıyor anlatamam..göz nezlesi olmuş gibi kızardı gözüm..ıykk bu tipimle okula gidemem deyip tekrardan uyudum..

şimdi de boş boş oturuyorum.. mevsimlerden kış ama tam gezmelik bir hava var..aslında hiçbir şey yapmasam bile koruya gidip biraz yürüyebilirim..ancak, öyle miskin bir haldeyim ki, gözüm hala acıyor, kıpırdayasım yok.. parmaklarım klavyenin üzerinde güç bela hareket edebiliyor..birinin suratıma okkalı bir şamar atması lazım, bu gereksiz depresif halimden kurtulmam için..

bugünü kendime ayırdım..devamsızlık saatim zaten çok ama bugün gitmedim diye sınıfta kalacak değilim..telefonuma gelen hiçbir mesaja cevap vermedim..(zaten hepi topu 2 mesajdı, biri operatörden gelen) bir de cevapsız arama vardı, merak eden bir daha arasın dedim..böyle olduğuna bakmayın..aslında sevenim çoktur da işte ben eminim hepsinin sms hakkı bitmiştir, kontörleri eksilere inmiştir, evlerinde sular kesilmiştir.. eminim yani, yoksa ararlardı..

bazen olur ya işte.. her şeyin üzerinize geldiği günler.. insanların, evlerin hatta arabaların.. her şeyden bıktığınız günler.. bazen olur işte.. heh işte bugün de bana oldu.. radikal kararlar almanın eşiğindeyim ama uygulama konusunda ciddi sıkıntılarım var..bütün fikirleri küçük kağıtlara yazıp, tombala gibi çekesim var..hatta bunu uygulamalıyım..şimdi gidiyorum, aklımdaki müthiş ütopik fikirleri birer poşete doldurup, birini çekeceğim.. bakalım, hayat bana ne getirecek.. gerçi şu sıralar götürmekten başka yaptığı birşey yok ama?!

19 Aralık 2011 Pazartesi

çocukluk travmaları 1


tamam, itiraf ediyorum, hakkımda kısmında belirttiğim gibi çok da stabil bir çocukluğum olmadı..hatta çevremdekiler de ara ara çocukluğuma inilmesi konusunda telkinlerde bulunurlar.. bazen haksız olmadıklarını düşünüyorum..

bulucam seni çakma kraliçe!

ben anaokulundayken, kraliçelik yarışması yapılırdı..haftanın bir günü, akşama kadar ultra uslu olan çocuklara, ikindi yemeği sırasında, taç takılır,(taç dediysem kartonu kesip taç diye yuttururlardı pintiler) bir de hediye barbie hediye edilirdi..barbie'yi de herkes seviyor(normalde herkesin sevdiği şeyleri sevmeme gibi bir huyum vardı) ama ben de seviyordum..ne yani 90-60-90'lık bir barbie dururken ben gidip anneannemin çocukluğundan kalma şişko, çilli, palyaço kafa kocaman çam yarması, fredy'nin kabusu kılıklı bebekleri mi sevecektim! işte, ben bu yarışmanın yapıldığı ilk gün fena halde kasmıştım kraliçe olabilmek için..lokmamı bile 10 kere çiğnemeden yutmuyordum ama o ne usluluk o ne terbiye.. gel yanaklarımdan sık, öp falan o derece sevimli, sessiz bir kız çocuğuyum o anlarda..hocalarıma da burdan selam ediyorum, seçmediler ayol beni..hangi çemçük ağızlı kara fatmayı seçtiydiler hatırlamamakla birlikte, üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen hala sinirlenebiliyorum..sonuç olarak; ben kraliçe seçilmedim o hafta.. ama azmettim ya başaracaktım, elbet bi gün beni de kraliçe yaptılar.. oha o da ne? verdikleri barbie? çakma mı? hayır ya çakma bile değil, verdikleri barbie, hatta cindy bile değildi.. bildiğimiz o vakitlerdeki elimin boyutunu geçmeyecek minnacık bir bebek, saçları falan kısa.. bu mu şimdi? bunun için mi, haftalardır cuma günlerini zehir ediyorum ben kendime.. gidip boyama yapmıyorum, koşup oynamıyorum, zılgıtı yemiş sokak bebesi gibi çökmüş kenara oturuyorum..bunun için miydi her şey? o an çeketimi alıp çıkasım geldi, baktım ceket filan yok, çöktüm minderlere oyun oynamaya başladım..

barbie'yi alan o esmer kızı gözüme kestirmiştim.. artık başlıca düşmanımdı.. hani ezo, evinde barbie mi yok bunu bu kadar dert ettin, diyeceksiniz biliyorum ama o başkaydı işte.. o barbie'yi anneler ya da babalar almamıştı..kazanılmış bir haktı o..kızı defalarca sıkıştırıp dövmeyi planladım, hepsinde elim yüzüme bulaştı, iş üstünde fena yakalandım..sonra aylar geçti artık mezun olcaz, müsamere var..babam da benim ölçülerimi bırakmamış okula..sonuç olarak ne olmuş, ben bale kostümü bile giyememişim, halk oyunlarına kalmışım..üstelik pamuk prenses kostümü kime giydirilmiş.. yine o barbie'yi alan yelloza! babama da az saydırmamıştım o gün içimden.. işte sonuç olarak, benim o kıza karşı fena halde kuyruk acım var..onu görsem tipini hatırlayacağımı sanmıyorum ama hissediyorum, bir gün karşılaşırsak eğer gözlerimizden tanıyacağız birbirimizi..ve ondan geçmişin intikamını alıcam..

erkekleri etkilemenin küçük sırları

hadi kabul edelim, hangimiz hoşlandığımız birinin bizi beğenmesini istemedik? hiçbirimiz yanıtını almış kabul ederek başlıyorum yazmaya.. bir erkeği ilk görüşte etkilemenin temel şartının fiziksel görünüş olduğunu bilecek düzeyde ikili ilişkilerden anladığınızı kabul ederekten, geçiyoruuumm..tamam biri geçme! dur dedi, hissettim bunu..

çok makyaj, çok parfüm, çok çook çoklardan kaçın!

makyaj iyidir.. hangimiz yapmıyoruz ki.. tamam aramızda yapmayanlar da olabilir.. o zaman yapmayanlar için söylüyorum.. makyaj, iyidir, candır ama tabi abartıp filli boya kamyonu çarpmış gibi olmamak kaydıyla..o nedenle çok makyajdan kaçının! hiçbir erkek makyajlı hali ile makyajsız hali arasında 7 farktan daha fazla fark bulunan bir kadından hoşlanmaz, bu konuda anlaşalım..çok parfüm sıkmak da aynı şekilde.. diyelim ki er kişi senin binbir dükkana girip, burnunu tüm gün bileğinde tutarak, türlü türlü güçlükler, arkadaş danışmaları bilmem neler sonucu beğenip alıverdiğin o parfümü beğenmiyor! hem aşırı sıkıldığında her parfüm mide bulandırıcıdır.. bu ister dandik bir doldurma parfüm olsun ister falanca markanın bilmem kaç yüz dolarlık parfümü..aynı şey dekolte için de geçerli.. çok dekolte, bayağı ve avam durur..

uzun ve doğal görünümlü saçlara sahip olun..


elbette kısa saç fetişisti erkekler olabildiği bir gerçek.. ancak işi genellemeye vuracak olursak, hele ki türkiye gibi bir ülkede, uzun saça sahip olmak, dişiliğin en önemli göstergelerinden..o nedenle saçlarınızı mütemadiyen uzatın, düzenli bakımını yaptırın, derim..uzun süre beklemek istemiyorsanız ve saçlarınız da çok kısa değilse, kaynak da işinizi görebilir bir süreliğine..

az gülün, çok dinleyin ve hep onaylayın..


masalara vura vura sesli kahkahalar atmak bir kadın için her zaman iticidir..tanıyanlar bilir, ben de öyle gülerim, kimse için kendimi değiştiremem ama siz arabaya taş bu yola baş koydum, fıstık benim olacak falan diyorsanız, gülmenizin volümünü azıcık düşürün..onun yerine, daha sessiz kahkalar atın, sık sık tebessüm edin..çok dinleyin, gözlerinizü belerte belerte onun anlattığı en basit bir şeyi bile size devlet sırrı açıklıyormuşçasına dinleyin ve onaylayın.. tamam her zaman onaylamasanız bile, aman be her şeye muhalafet bu karı, dedirtmeyin kendinize..

dominant teyze olmayın!


kendinize güveniniz olsun, zeki olduğunuzu belli edin ama asarım keserim, vay efendim ben adamın göbeğinden kan alırım, senin ciğerini sökerim, kafanı kırarım stayla da gezmeyin ortalıkta..bütün erkekler çok baskın karakterli ve çok zeki kadınlara yaklaşmaya korkarlar.. ille de dediğinizi yaptırmak mı istiyorsunuz, nazikçe yaptırın istediklerinizi..

o'na özel olduğunu hissettirmeyin..en temel hatalardan biri.. o'na bizim için özel çok özel olduğunu hissettirmek! yapmayın, bunu rica ediyorum, elinizi ayağınızı öpeyim, yapmayın..her an sevebilir gibi, hem de her an gidebilir gibi görmeli sizi..güzel olduğunuzun farkında olun, güzel olmasanız bile onun karşısında sakın kusurlarınızdan bahsetmeyin.. mesela; "ayy aman ben de ne kilo aldım, basenler aldı başını gidiyor, türkiye haritası kadar olcam yakında" demeyin! tutup da "evet azcık şiştin sen heheee" derse, mal gibi kalakalırsınız..yaklaşın ve kaçın! unutmayın ki erkekler,  asla kullanamayacakları arabaların peşinden koşmaktan hoşlanırlar..

ilk adımı asla siz atmayın..

erkekler bir kadının kendilerinden etkilendiğini anlama konusunda kadınlardan çok daha  başarılı.. büyük bir çoğunluğu, yani bu er kişi liseli ergen ya da fatmagül'ün abisi gibi birşey değilse eğer, siz de saman altından su yürütecek, karda yürüyüp izini belli etmeyecek kadar çetin ceviz değilseniz, sizin ona baktığınızı, süzdüğünüzü vb. şeylerinizi anlamıştır.. eğer o anladığı halde hala icraatta bulunmuyorsa, orada bir kendinize gelin, derim! zorla güzellik, olmaz..

kolay gelsin..







18 Aralık 2011 Pazar

kadınları etkilemenin altın kuralları

kadınları etkilemek aslında sanıldığından daha kolay.. neden mi? çünkü biz kadınlar, bizi tüm kalbiyle seven, doğru dürüst bir erkeğe çoğu zaman hayır demiyoruz..yaradılış itibariyle, sevmeye ve sevilmeye aç varlıklarız, azıcık ilgi gördü mü, kedi yavrusu gibi oluveriyoruz, bütün silahlarımızı savaş alanında bırakıp, bizi kucaklayan o adamın kollarına gidiyoruz..o nedenle bizi kendinize aşık etmek çok kolay..hayır efendim yalan! kadınlar, kendilerini seven, kendilerine değer veren, kendileriyle ilgilenen erkeklerden hoşlanmıyorlar! "hoşlandıkları" adamların kendileriyle ilgilenmelerinden "hoşlanıyorlar" ve genelde hep hoşlanılmaması gereken adamlara kayıyor gönülleri.. yani en temel kural şu; eğer bir kadının sizden hoşlanmasını istiyorsanız, "kötü çocuğu oynayın."

kötü çocuk olmak için;


umursamaz takılın, cool olun.. ben hiçbir kıza bakmıyorum, alemlerin kralı benim, havalıyım, çok güzelim modunda gezin.. mesela yürürken hiçbir kızı kesmeyin, alenen iltifat etmeyin, yavşamayın, hoşlanılan kızı çok arayıp sık boğaz etmeyin.. kötü çocuğu oynamak için hafif depresif bile takılabilirsiniz.. aman haa! küçük emrah stayla kaşları eğip gezmeyin sakın! gizemli olun.. hani şu romanlarda elleri ceplerinde, siyah bir paltoyla sessizce dolanan esrarengiz adamlar olur ya, onlar gibi gezmek işinize yarayabilir.. tabi bunu yapacağım derken kırolaşmayın, centilmenliği elden bırakmayın.. kibar olun, az konuşun..


3 saniye kuralı hayat kurtarır!
bütün kadınlar, güzel bakan erkeklerden etkilenirler.. bu nedenle hoşlandığınız kızla göz göze geldiğiniz zaman gözlerinizi kaçırmayın, kaçırırsanız ondan hoşlanmadığınızı yahut korkak olduğunuzu düşünebilir..onun yerine, üç saniye gözlerine bakmayı deneyin.. kesin sonuç vermese bile işe yarar.. tabi burada önemli olan, üç saniyeyi aşmamak! sonra abaza gibi bakıyor, demesinler arkanızdan..


sağlam bir background oluşturun..


back ground, yani arka plan.. anlatmak istediğim, en yakın arkadaş! toparlamak gerekirse, sizin yanınızda gezdirdiğiniz diğer bir erkek arkadaşınız, yani panpanız yahut kankanız sizin için önemli biri.. bunu pozitif yahut negatif olarak kullanmaksa sizin elinizde..nasıl mı? şöyle ki, siyah beyazın yanında anlam kazanır ya da kötülüklerin olmadığı bir dünyada iyiliğin kıymeti olmaz öyle değil mi? heh, bu arkadaş da burada devreye giriyor işte.. yanınızda gezdirdiğiniz sizden daha yakışıklı bir erkeğin yanında, siz her zaman olduğunuzdan daha çirkin görüneceksiniz.. dolayısı ile de tercih edilebilirliğiniz yerlere düşecek..tamam abartmayayım, yerlere düşmese bile  en azından azalacak.. hal böyleyken yapılması gereken en iyi şey, bir ortama girildiğinde sizden çirkin en azından karaktersiz, cibiliyetsiz bir adamı da yanınızda gezdirmek ve kötünün yanında olduğunuzdan daha iyi görünmek! sinsice gelebilir ama işe yaradığı su götürmez bir gerçek..

kadınların bir erkeğin yüzünde baktıkları ilk yer; dişler!

eğer, sigara çay ve kahve üçlüsünden ötürü sararmış, mısır püskülü benzeri dişlere sahipseniz, hoşlanılan kızın yanına hiç yanaşmayın derim..çünkü kadınların bir erkeğin yüzünde dikkat ettikleri en önemli uzuvları; dişleri! bu nedenle eğer çarpık çurpuk, çürümüş, sarı dişleriniz varsa, yol yakınken bir doktora gidin ve iç açıcı bir gülüşe sahip olun!

farklı olun!


başkası olma, kendin ol..böyle çok daha güzelsin, devirleri artık geçti sayın beyler.. bir kadını etkilemek istiyorsanız, farklı olmayı denemelisiniz.. mesela herkesin siyah pantolon giydiği bir toplantıda, siz yeşil giyerseniz, bu dikkat çeker..ya da herkesin saat 20:00'de toplandığı bir buluşmaya siz 21.00'de giderseniz bu da dikkat çekebilir.. sinir bozucu olmaktan korkuyorsanız, endişe etmenize gerek yok, çünkü kadınlar sinir bozucu erkeklerden de hoşlanırlar.. hangimizin ilk aşkı ilkokulda saçımızı çeken o sinir bozucu çocuk değildi ki..